🏫🏢🏣🏢#Alicante #VolvoOceanRace #spain

On the road again. #spain #alicante #volvo #VolvoOceanRace / photo by @burcinergunt

#VolvoOceanRace startı için son dakikalar. Ekipler aileleriyle vedalaşıyor ve denize açılıyor. (at Port of Alicante)

#AlfaRomeo Carabo, 1968. #ParisMotorShow’da l’Automobile & La Mode sergisinden.

Yepyeni #Lamborghini #Asterion’dan bir detay. #ParisMotorShow

MINI Superleggera Vision Concept #MINI #ParisMotorShow (at Parc Des Expositions (Paris Expo))

Kaza

10 gün önce tehlikeli bir trafik kazası geçirdim. Araçtan -neredeyse- sapasağlam çıktım ama çok korktum. Kaza sırasındaki hislerimi ve deneyimlerimi merak eden bazı arkadaşlarım oldu. Onlarla yazışmalarımız sonrasında kazayla ilgili bir yazı yazmamın iyi olacağına karar verdim.

17-18-19 Eylül’de Santralistanbul’da Kristal Elma adlı etkinlikte şirketçe önemli bir işimiz vardı. Tüm etkinliği, neredeyse canlı şekilde bigumigu.com’da yazdığımız yazılarla okuyucularımıza aktarmak ve festivalin trendlerini kısa videolar halinde hazırlamak için 13 kişilik bir ekip kurduk (zaman zaman sayımız 14-15’i de buldu yardım eden dostlar sağolsun).

Festivalin ikinci gününde sabah evden çıkıp otomobille tek başıma Santralistanbul’a giderken, Göktürk - Hasdal yolunda çok yoğun bir yağışta pek de yüksek bir süratte değilken (kazayı yaptığım yerde hız limiti 110km), aracım çok şaşırtıcı bir şekilde kontrolden çıktı. Geniş bir virajın içinde çok yavaşça oversteer denilen kayma gerçekleşti ve kısacık bir sürede otomobilin hakimiyeti benden tamamen çıkarak fizik kurallarına emanet oldu. Tabii bu fizik kuralları aracı viraj dışına savurmakta gecikmedi. Direksiyon kontrolünün hiç olmadığı, frenin hiç tutmadığı bir şekilde yoldan çıkıp yandaki yamaca çarptım, takla attım ve ters bir şekilde yol kenarındaki küçük beton kanal içinde bir miktar sürüklendim.

Burada aslında ne kadar iyi bir sürücü olduğumu, kaç yıldır otomobil kullandığımı falan anlatarak kendimi aklamak istemiyorum. Sonuçta kaza denilen şey gerçekleştikten sonra bunların hiçbir önemi yok. Ancak bu gibi durumlarda aracı yolda, hatta viraj çizgisinde tutma konusunda hem tecrübeli, hem de eğitimli bir sürücü olduğumu söylemeliyim.

Bu nedenle araç yoldan çıkma eğilimini göstermeye başladığında önce kısa bir süre durumu toparlayacağımı düşündüm. Bilardo topu gibi yol dışına savrulduğumu farkettikten sonra, kısacık bir anda kazanın kaçınılmaz olduğunu anladım ve durumu kabul ettim. Kazanın kaçınılmaz olduğunu kabul etmek kolay bir şey değil, ancak sürücünün kaza deneyimine çok olumlu katkıları var bu kabullenmenin. Örneğin kendi kaza anlarının inanılmaz uzun sürdüğünü söyleyen farklı kişilerin deneyimlerini dinledim son 10 günde. Benim kazam çok kısa sürdü ve “bitsin artık” duygusunu hiç yaşamadım. Ancak kazanın olacağını kabul ettiğim anda ikinci bir gerçeklik çarptı yüzüme: bu kaza çok kötü şekilde gerçekleşecekti. Küçücük bir anda “çok kötü çarpacağım, her şey olabilir” düşüncesinin aklımdan geçtiğini hatırlıyorum. Çarpmadan hemen önce nerede okuduğumu hatırlamadığım bir bilgiyle ellerimi direksiyondan çekmeyi akıl ettim. Önden çarpmalarda tekerlerin şiddetli şekilde dönmesi direksiyonu sıkı şekilde tutuyorsanız farklı sakatlıklara sebep olabiliyormuş.

Çarpma anı, hava yastıklarının açılması ve takla çok hızlı gerçekleşti. Bu anları emniyet kemeri kullanımı için çekilen sosyal sorumluluk reklamlarındakine benzer bir kaç kare olarak hatırlıyorum. Bir de hava yastığından geldiğini sandığım, çok yabancı ve garip bulduğum ve şimdi hatırlayamadığım bir kokunun varlığını anımsıyorum.

Araç tepetaklak şekilde durur durmaz gözümü açıp emniyet kemerine asılı bir şekilde kapı koluna ulaştım ve kapıyı açtım. Kapı 5-10cm açılıp sıkıştı. Bir şekilde bu sıkışıklığın ciddi bir sıkışma olmadığını tahmin ederek kapıyı güçlü bir şekilde tekmeledim ve kapı açıldı. Emniyet kemerimi çözdüm. Yere düştüm. Araçtan çıkmadan önce gözüme ilk çarpan şeyleri; cüzdanımı, telefonumu ve yan koltuktan düşmüş olan çantamı aldım.

Kazanın bitmesi ve araçtan inmem arasında 15-20 saniyeden fazla süre geçmedi. Bu nedenle arkamdan gelip de kazayı görünce duran araçlardan yardım etmek için gelenler ilk anda benim araçtan çıktığımı anlamadılar, yardım etmek için duranlardan biriyim sandılar. Kazadan hemen sonrası, durup da koşan yardımsever insanların çoğuna araçta kimse olmadığını ve durumun emniyetli olduğunu anlatmakla geçti.

İlk duran otomobildeki çift beni araçlarına oturttular. Şok yüzünden ayakta olmama rağmen yaralı olabileceğimi söyleyip otomobilimin başında durmama izin vermediler. Ambulansı da onlar çağırdı sağolsunlar. Bu sırada Aygül’ü (karım) aradım ve kötü bir kaza yaptığımı, hiçbir şeyimin olmadığını ama beni prosedür gereği hastaneye götüreceklerini anlattım. Bana inanmayan Aygül, sağlık konusunda tecrübeli olan bir arkadaşına beni aratarak sesimden bir şeyim olup olmadığını anlamasını istemiş. Neyse ki o telefonu da açtım ve konuştum.

Herhalde 10-15 dakika içinde -belli daha fazladır- bir ambulans geldi. Ambulanstan kısa süre sonra da trafik ekipleri olay yerine ulaştı. Acil servis şikayetimi sordu, sırtımda çok az bir ağrı olduğunu söyledim. Bunu duyunca beni rahat sedyeden kaldırıp plastik bir sedyeye yatırdılar ve boyunlukla birlikte bu “tahta”ya sıkıca bağladılar.

Ambulans hastaneye giderken siren sesini ambulans içinden duymanın ne kadar garip bir şey olduğunu düşündüm. Normalde siren sesleri genellikle önce yavaşça yükselip, sonra yine yavaşça alçalarak hayatımıza girip çıkan bir şey. Ambulans içinde acil servise giderken, siren sesinin hiç azalmaması insana kendi durumuyla ilgili bir endişe de aşılıyor.

Kaza şoku sonrası ilk gevşememi ambulansta bu durumdayken yaşadım. “Ya kaza anında Aygül ve oğlum Han yanımda olsaydı?” düşüncesinin aklıma gelmesiyle gözlerimden yaşlar boşaldı. Hemşireye ağlama nedenimi söyleyince beni sakinleştirdi ve bunları düşünmememi söyledi. Bunlar kağıt üzerinde çok basit şeyler gibi duruyor ama o anda hemşirenin bu basit öğüdü kendimi toparlamama yetti.

Hastaneye sedyeyle girdikten kısa bir süre sonra Aygül beni buldu. Dostumuz Volkan’la birlikte atlayıp gelmişler. Ondan sonrası ultrasonla iç organlara bakma, MR çekilmesi ve basit bir dış muayene gibi şeylerle geçti. Bu arada kan tahlili de yapıldı. Sonra polisler gelip ifademi aldılar ve alkol kontrolü için yeniden kan örneği aldılar.

Hastaneden bir şeyim olmadığı ama çok ağrım olacağı ve buna hazırlıklı olmam söylenerek uğurlandım. Karnımın sağında, hemen kaburgamın altında çok şiddetli ve hareket etmemi engelleyen bir ağrı vardı. Ben bunun kaza anında kasılmayla ilgili bir küçük kas travması olduğunu düşünmüştüm.

Eve döndükten sonra yatağa uzanıp Han’la vakit geçirdik. Başıma kötü bir şey geldiğini hem duyan, hem de anlayan çocuk, bir saat boyunca bana sarılıp üstümde yatarak oyunlar oynadı. Kazadan sonra Aygül’ün yüzünü gördüğüm andan sonra bir de bu Han’ın üstümdeki oyunları içimi çok rahatlatan şeylerdi.

Ertesi gün yeniden tüm gün Santralistanbul’da, Kristal Elma’daydım. Sunum yaptım, ekiple çalıştım, videolar çektim. İki günün sonunda karnımdaki ağrı geçmeyince radyoloji uzmanı olan komşumuz şikayetimin tipik bir kaburga kırığı olduğunu söyledi. Sonrasında röntgen, aynı kaburgada (sağ 10) bir değil iki kırık tespiti ve ortopedistin içimi rahatlatan konuşması… Şiddetli çarpmada emniyet kemerinin neden olduğu bu hasarın iyileşmesi 5-6 ay kadar sürecek. Bu sürede ağrım neredeyse stabil şekilde devam edecek. Başta hiç azalmayan ağrı fikri çok sinirlerimi bozsa da 10 günün sonunda duruma uyum sağlamaya başladım.

Kaza anında ne düşündüm? Gelen soruların ortak noktalarından birisi buydu. Doğruyu söylemek gerekirse kazanın şiddetli olacağını farkettiğim anda ilk düşündüğüm şey kendi durumum oldu. Karım ve oğlum neredeyse hiç aklıma gelmediler. Onların araçta olmaması, yani güvende olmaları, benim kaza anında neredeyse hiç endişeye kapılmamamı da sağladı. Aile güvende olunca baba galiba kendisine bir şey olmasından daha az korkuyor.

Kaza sırasında Citroen DS4 kullanıyordum, aracın kabini kazadan oldukça iyi durumda çıktı. Ancak emniyet kemerimin takılı olması ve kazanın oluş şekline bağlı olarak çarpışma noktalarının beni çok tehlikeye atmaması gerçekte hayatımı kurtaran asıl nedenler. Böyle bir kazada emniyet kemerinin takılı olmadığı bir durumda olabilecekleri gerçekten hayal edemiyorum.

Şu anda iyi hissediyorum. Travmamı büyük ölçüde atlattım. Sevdiklerim ve dostlarım iyi olduğumu gördüler. Kaza yüzünden alınacak bir ders varsa bunu kendime saklamayıp başkalarıyla da paylaşayım diye bu yazıyı yazdım.

#Renault #4

Liège Opera Binası: Opéra Royal de Wallonie (at Opéra Royal de Wallonie)

Bir emlakçı değil VHS kiralama dükkanı olmalıydın Pr’immo.

Portable Birdhouse from www.mns.my // a beautiful foldable poster at the #canneslions #design shortlist (at Palais des Festivals, Cannes)

No.5 An.Ti.doTe (to counteract Poison No.6 should LoVE PoTiON No.3 start to work)

(Reblogged from haydiroket)
(Reblogged from hanikoilehayat)

brucesterling:

*Forty-four minutes.

Published on Apr 16, 2014

Bruce Sterling’s annual closing rant at SXSW Interactive is always unexpected, invented on the fly, a hash of trends, trepidations, and creative prognostication. In 2013, Sterling focused on “disruption” (one of the big buzz words of the tech world), arguing that disruption is merely a nicer word than death and destruction. What will he cover in 2014?

(Reblogged from brucesterling)